27.9.14

26eylül-hele

Şööyle beyin dolusu saçmalamayalı uzun zaman oldu. Daha dün, 700 ingilizce kelime kullanarak saçmaladım ama ne bileyim, böylesi bambaşka. Acayip özgürüm bir kere. Bugün Doyuran tarzı bir kahvaltıcıda, sokağın üzerini örten asmalardaki üzümlerin plazmoliz sürecine kafa yordum. Sonrasında panoramik bir fotoğrafı oluşturacak 2. kareyi çekmiştim ki, evde kalmış bir anahtar için 1.5 saat daha yoruldum. Git gel sonunda, balıkçıların arasında kareli masa örtüsünün iki yanındaki renkli sandalyelerde oturan grup arkadaşlarımı bulmak için yoruldum. Burnum hele, nasıl yoruldu. Hello'lara aleyküm selam demekten yoruldum. Dilim hele, nasıl yoruldu. Han isimleri okumaktan, dokuda farklılık aramaktan yoruldum. Gözlerim hele, güneş kadar yoruldu. Taş duvara dokunmaktan, deklanşöre basmaktan yoruldum. Parmaklarım hele, çılgın yoruldu. Ayaklarım hele, parapeti tırmanmaktan; kollarım hele, ellerimi taşımaktan. 

Bugün de çok yorulduk şükür. 
Yemekli misafiri sevdim ama yemek yerken yoruldum. Yemek yerken yorulduğum için bana gülen insanlar vardı. Hala var. Keşke hep olsalar. Ama çoğu benden çok uzakta, bazısı dünyanın öbür ucunda. Çay içerken bunları düşünmekten yoruldum. 
Yarın yorulacak yeni kelimeler bulmak üzere.
Kısa cümlelerden nefret etmek üzere.
Uzun kelimeler keşfetmeye!





Aramaya inanmaktan vazgeçmedim.
Viki münasebetiyle;
"Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mıymışsınız?" 'ın yerine ne gelmiş dersiniz? 

"Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine"

Bir şeylerin -cesine/çesine durumuna bayılırım. 

1 yorum: