24.3.15

Hatırlamam hatırlamam, arada bir his hatırlatır bana. Bir şarkı olur, elbette ki koku da bunlardan biridir fakat en garibinden bir üşüme derecesi bile olabilir, bir soluk hızı yada bir kan rengi. Ben yine evde sıcak kalmak için şalımı boynuma dolamışım. Ama üstümde mavi trençkotum var ve muhtemelen altımda da şortum. Hayır yaz değil, Eskişehir baharı. Askeriyenin oradan yukarı doğru çıkıyorum. Bak şimdi birden üzerimde beyaz polo, ayaklarımda parlak ayakkabılar, evde de annem var. Ama mavi ceketimle o eve gidiyorum. Bisikletin üstündeyken başlamış yağmur ve ben donuma kadar ıslanmışım. Zencefille balı karıştırınca bu öksürük geçecek mi? Yoksa bu yarım litre sütü kutusunu açmadan içmem mi gerekiyor? O güzel kızın pembe pijamaları ve kahverengi battaniyesiyle üşürsem kombiyi zollatacak mısınız? İki güzel insanın misafirliğinde açıklanan kararlara verilen tepkiye şaşıracak mıyız? Elbette ki hayır. Tuvaletteki abajuru ne zaman düşürüp tuzla buz edeceğiz? Televizyonun arkasını açıp bundan sonra çalışmamacasına kurcalayacak mısın? Beni sırtında aşağıya kadar indirdikten sonra sarılıp ağlayacak mıyız bu bahar gününde? Yapma şimdi. Merdivenlerden çıkıp kestirdiğim yolda bir ortaklığın bozulmasına şahit olup ağzım açık dinlerken, bir başka başlangıç. Kırmızı cepheli apartmanın karşısında nöbet tutan askerler bu kız her gün nereye gidiyor böyle diye düşünmemişse nöbetler şaşmış ve ben bir kere gördüğümü bir daha görmemişimdir. Zaten karanlıkta ekstra kör olan gözlerim şimdi yine işten kaçıyor. Oysa ki aydınlık. Yapılması gereken işler arasından bir-kaç hatıra buldu ve onu detaylandırmaya çalışıyor. En normali kadar görsel hafızamın beceriksizliğiyle uğraşırken gridlere bölünüyorum. Turuncuya boyanıyorum. Yedek bir kemik gözlük takıp şebekliklere girişiyorum. Ya işte o zaman ben bu günün geleceğini biliyorum. Askere gönderil(e)memiş mektuplarımın okunacağı ve bana uzun textler olarak geri dönüp beni "live with me" ile başbaşa bırakacağı günü bekliyorum. Kurşunlar önce gözlerime, sonra kulaklarıma çarpıyor. Aradan geçen 8, bilemedin 10 saatin sonunda ve gecenin tam 3'ünde doktorlarda yanan ışığın, keyfedilen zamanın, deri koltukların ve başarılamayan başarıların günü geliyor. Herkesten habersiz bir aşağı bir yukarı yürüyerek yenen dondurmanın. Ben saçlarımı kazıttıktan sonra ,mutluluğum parlıyor. Sabahında avokado yiyerek başladığım günün akşamında, beyaz karoların üzerindeki siyah saçlarıma bakıp gülüyorum. Traş yok, sadece kelim. Nefesim kesilene kadar öksürüyorum. O 2-3 saniye hem benim hem onun ömründen çalıyor. Oksijensiz kalınca mutsuz oluyorum. Çünkü biz, oksijenle yaşıyoruz. Dallarımız ve yollarımız bir. Yolumuzun yönü belli fakat yükseklik değişiyor. Benim sevincime benden çok sevinenlerim var ve ben onları çok özledim. Yaz gelmesin nolur ya, ben üşürken hatırlıyorum baksana. Bordo hırkamın cebinde kahverengi keçeli bir kalemle eve dönüyorum. Sonra onu kalemliğime yerleştiriyor ve an itibariyle bulamıyorum. Fakat daha güzel şeyler buldum. Cebime attım, onunla birlikte uçuyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder